Buraya Bakarlar

04 May 2009

Hayat ve İnsan



Yazıya başlamadan önce başlık atmak, milli eğitim müfredatınca da yasaklandığı üzere pek sağlıklı bir başlık koyma yöntemi değildir. Mesela ben az önce gayriihtiyari, Beşiktaş ve Barcelona arasındaki farkları konu alan, Barcelona neden şampiyon olacak Beşiktaş neden olamayacak tarzında gidecek bir yazı yazmayı düşünürken, Annemizin Ligi gibi bir başlık peydah oldu. Şu anda yukarıda başlık kısmında o yazıyor ve birazdan sanırım sileceğim. Milli eğitim müfredatı doğrultusunda yazının başlığını başta değil de, sonda koymak tabi ki en mantıklısı. Peki biz zamanın cevval Türk öğrenciler lisede başlığı sona koyduk da ne oldu? Rus klasiklerine en fazla 200 yıl sonra top attıracak yepyeni, heyecanlı, umut verici bir edebiyat akımının temellerini mi attık? Bunu 200 yıl sonra görecez. Ama benim şu günden gördüğüm temel falan değil, benim gördüğüm "hayat ve insan" , "eğitim ve karakter" , "doğruluk ve cesaret" şeklinde örneklendirilip " x & y " olarak formülize edilebilecek bir başlık formatının hegemonyası altında geçen bir lise hayatıdır. Bu bir nevi riske girmemektir, garanticiliktir. "Hayat ve İnsan" başlığından bir hoca en fazla kaç puan kırabilir ki? Yaz gitsin.Başlık yazmayı unutanlar bile var. Ben "Hayat ve İnsan" la büyük prim bile yapabilirim. Zaten yazılıdan 90 almışsan kompozisyondan 70 alsan yeter. Dikkat çekmeden yaz. Çok mal bişey yazarsın, Sonra hoca kaldırır tahtada okutur. Başına iş alma. Hayat ve İnsan. Yalan mı? Hayat var kompozisyonda. İnsan var. Ne dedi hoca? Başlık en fazla 3 kelime. "Hayat İnsan" olmaz. Araya bi "ve" çak. Hayat ve İnsan. 70 cepte. Edebiyat 5. Şimdi tarih kopyalarını hazırlayabiliriz.

Bence bu taa ilkokuldan uzayıp gelen, ev-ağaç-dağ-güneş-bulut-kuş-nehir kombinasyonunun acı bir tezahürüdür. Ki yazmaya,çizmeye meyilli olmayan her kimse bu klişelerin batağına saplanmıştır zamanında. Mesela, edebiyatta bir başka yasak ise cümleye bağlaçla başlanmaması gerektiğidir. Velev ki başladım, ne olacak? Hoca kızar. Hoca kızar ne ya? Hoca beni babamın hayrına mı geçiriyor, ya da okutuyor? Ben hocayla aramda profesyonelliğe dayalı, modern, duygusuz bir ilişki isterim. Duygu olacaksa da fena tarafından olmasın. Kızmak duygusal bir tepkidir. Sen bana kızıyorsan sevginden ya da nefretinden kızıyorsundur. Seven adamın kızması zaten saçmayken, sevmeyen adamın kızmasına değinecek olursak sen ne ara beni sevmemeye başladın? Ne hukukumuz oldu? İşimi yaparsam hakkımı ver, yapamazsam verme. Kızmak nedir? Bana yakınlarım kızar. Sen neden kızıyorsun? Senin işini yapmaya engel olursam kız. Mesela ders esnasında oturduğu sırayı ateşe veren arkadaşlar tanıdım. Ona ben de kızarım. Ama ötesi bana uymuyor.

Bu kompozisyon mevzusunun çürük temelleri bence ortaokul yıllarında atılmıştır. Benim okuduğum ortaokulda kompozisyon yazılısı diye bir durum sözkonusu değildi. Türkçe yazılılarının ön tarafı dilbilgisi + parça soruları, arka tarafı da kompozisyon olurdu. Arka tarafı yazarken, genelde her satır sonunda kaç satır olduğunu kontrol ederdik. Her satır sonunda önceki satırdan bir fazla olması gerekirken, biz umut fakirin ekmeği misali en baştan bir kez daha sayardık satır sayılarını. O kutsal sayıya ulaşınca -ki bu sayı orta 1 de 14 orta 2 de 15 orta 13 te 16 satırdı- en arka sıradan hocanın dibine deparımızı atar "Hocam yeter mi" diyerek bir an önce kompozisyon azabından kurtulmaya çalışırdık. O kompozisyonların başlığı ya "Hayat" ya da "İnsan" olurdu. Zira, o zamanlar hem hayatı hem de insanı aynı yazıda anlatacak uzunlukta kompozisyonlar yazacak kadar sabırlı değildik.

Barcelona, Beşiktaş derken içimizde bir zamanlar kanamış bir yaraya parmak basmak istedim. Zira böyle yaraları ara sıra kaşımak hoştur. Ne pis bir benzetme oldu bu da, di mi arkadaş. Neyse bizim ligde bu sene şampiyon Sivas olsun artık. Böyle kötü bir GS-FB-BJK üçgeninde hiçbiri zaten şampiyonluğu haketmiyor. Trabzon olsun isterdim, ama onu da yönetim haketmiyor. Seneye Van Gaal gelirse(!) işler değişir belki. Barcelonadan yana dertliydim, endişeliydim. Lakin gençler beni mahcup etmedi. Bazı arkadaşlarımdan "çocuğunu bas, bu maç 1" diye yorumlar duysam ve hak versem de maç öncesinde, artık Barça'yı hem seviyor hem de Barça'ya güveniyorum. Beşiktaş'ı maalesef sadece sevmekle yetiniyoruz bu sene, ve kaç senedir, ve görünen o ki daha çok sene. Hayır, şunu anlamıyorum. Kadro var; Teknik Direktör var; yönetim yok dersen, bu aşamada ne derece önemli yönetim. Bitime bu kadar az kalmış sen gel kendi evinde Fener'e yenil. Bir zamanların Recoba'lı Ronaldo'lu Vieri'li Inter'i gibi bir takım. Bişeyler eksik ama...

0 yorum: